İSTANBUL - 'Tanrının Ortadoğu’da icat edilmiş olması bir tesadüf olamaz. Çünkü orası günahlardan kurulu. Kimse günahını hatırlamıyor, kimse alacağı intikamı unutmuyor.’ Ece Temelkuran’ın Everest Yayınlarından çıkan Muz Sesleri kitabında geçiyor bu kısa alıntı. Temelkuran’ın kahramanlarından Deniz’in ağzından telaffuz ettiği bu kısa dize Ortadoğu toplumlarının ‘zoraki kader yoldaşı’ olan şiddet ve ‘ilah’ adına işlenen onca katliam ve suçun kanıksanmış halinin yarattığı bilinci özetliyor.
Sadece binaların, kasaba ve şehirlerin değil, aynı zamanda gönüllerin de yağmalandığı ve barut kokusunun hiç eksik olmadığı bir yerden, Ortadoğu’nun fokurdayan kazanından muz tadında bir aşk profili çıkaran Temelkuran’ın kitabı, sürükleyici, bir o kadar da girifit ilişkiler düzleminde ilerliyor.
Temelkuran’ın Muz Sesleri, hem çapraşık kurgusu ve hem de doğu-batı arasındaki siyasal ve sosyal meseleleri bir aşkın gölgesine mihman etmesiyle tam bir Ortadoğu aşk döngüsü ortaya çıkarıyor. Hikayenin geçtiği Beyrut, ve peşinden okuyucuyu sürüklediği onca şehir ve mekanla yakın tarihin savaşları ve yıkıntıları arasında karamsar bir izlek yaratan yazar, merkez karakterlerinin kendi iç dünyalarındaki karmaşık dehlizler ve birbirleriyle olan iletişimlerindeki doğuya has tadıyla da okuyucuyu esrik bir yolculuğa çıkarıyor.
Zira Filistin-İsrail arasındaki uzun soluklu savaşın binlerce kilometre ötedeki ABD’deki bir üniversitede okuyan öğrenciler arasında nasıl bir kamplaşmaya dönüştüğünü okurken Filistinli bir çocuğun elinde sapan oluyorsunuz, Suriye’nin Lübnan’ı işgal etmesiyle ortaya çıkan yıkıntıları okurken ise Beyrutlu esnafın elindeki taş oluyorsunuz.
Okuyucunun alışık olduğu aşk hikayesi örgüsünü aşan Temelkuran aynı zamanda Türkiye roman okuyucusunun da ezberini bozacak bir devinimle yapıtlandırıyor kitabını. Öyle ki Şatilla Kampı’nda Filipina ile birlikte annesinin ayak izlerini sürerken, karşınıza dünyanın öbür ucundaki bambaşka bir ilişkinin izdüşümü çıkabiliyor. Ya da Nasır’ın külüstür arabasıyla Beyrut yıkıntıları arasında gezinirken, Oxford Üniversitesi’nde Deniz ile Tunç’un oturduğu masaya konuk oluveriyorsunuz.
Hikaye içerisinde hikayeler ve kurgu içinde kurgu gidişatıyla klasik roman formatından çıkan Muz Sesleri, Ortadoğu’da tamama ermesi güç olan aşk masalları ile adeta bir kopuk hikayeler mezarlığı gibi. Öyleki kitabın tanıtım yazısında, “Bizden alıp götürdüklerini geri almak için kalbini aç şimdi. Aşklarımızı, acılarımızı, haysiyetimizi. Çünkü bu senin hikayen. Sen de Ortadoğulusun” ifadeleri kullanılmıştı.
Kitabı yazmak için 9 ay Beyrut’tta kalan Temelkuran’ın aşkı bir iç savaşa benzetmesi de kitabı okurken daha bir ete kemiğe bürünüyor. Zira her aşkın aynı zamanda kendi üzerine bombardımana duran ve kendi bağrında bombalar patlatan bir iç savaş olduğunu, Zeynab, Marwan, Nasır, Tunç, Deniz, Ziad, Filipina ve de Doktor Hamza’yı tanıdıkça daha iyi anlıyorsunuz.
Hariri suikastı, Irak işgali, Afganistan savaşı ve daha birçok yakın tarih Ortadoğu gelişmesini de hatırlatması bakımından hem tarihi bilgiler veren ve hem de güncel bir yanı olan kitabın okuyucuya sunduğu en güzel ödüllerden biri de halklar ve inançlar merkezi olan Beyrut’taki çeşitli inanışları ve ilişki biçimlerini irdelemesi oluyor.
Beyrut, Paris ve Oxford’a uğradıktan sonra dünyanın birçok yerine yüz süren aşk hikayesiyle okuyucuyu bir mini dünya turuna çıkaran Temelkuran, yoksulun aşkını yazarak da önemli bir hendeğin üzerinden atlatıyor okuyucuyu. Aşırı derecede karmaşık bir ilişki ağı ve son derce hızlı değişen mekan-zaman akışıyla okuyucuyu yer yer yoran, öyküden koparan ve bildik roman dilini tercih etmemesiyle okuyucunun işini zorlaştıran yazar, sürekli sürprizler ve ilginç karelerle bu boşluğu doldurmaya çalışıyor.
İçinde yıkıntı, kırıntı, paramparça olmuşluk, ihanet ve yaranın olduğu bir aşkın anatomisini çıkaran Temelkuran, öyküyle örtüşecek bir coğrafyayı, yani enkazların, ağıt seslerinin ve bombardımanların eksik olmadığı Ortadoğu’yu seçmesiyle de hem iki durum arasındaki benzerliğe dikkat çekiyor ve hem de insanın yaşadığı yere benzediğini haykırıyor. Zira aşklarımız da bizim gibi kuşatmalarla, biz yaşadığımız Ortadoğu’nun şehirleri gibi işgallerle ve toplu mezarlarla doluyuz.
Temelkuran, Ortadoğu’nun bomba, inşaat, korna, silah, araba insan ve daha onca karmaşasının arasından, kulakları sağır eden onca gürültüsünün arasından Beyrut’ta bile kimsenin bilmediği ‘çuk çuk çuk’ ‘Muz Sesleri’ni, güneyde bir muz tarlasında çalışan çiftçiyle konuştuktan sonra kanıtladığını söylüyor. Muzların büyürken ses çıkardığını çuk çuk çuk…
ANF NEWS AGENCY