Eylül 03, 2010  

Öcalan: Roma sürecimde bir Gladio birimi rol aldı

ANF
09:22 / 15 Şubat 2010

ROMA - İtalyan İl manifesto gazetesindeki makalesinde PKK lideri Abdullah Öcalan kendisine yönelik komployu kaleme aldı. Köşe yazısında Öcalan, İtalya’da olduğu dönem abluka altında tutulduğunu, kaçırtılmak istendiğini belirterek, ‘’Kanaatimce İtalyan hükümetini de aşan bir Gladio birimi Roma sürecimde belirleyici rol almıştır’’ dedi.

Öcalan İl manifesto’daki yazısı şöyle:

‘’İnsanlık tarihi, komploculuğu iyi tanıyor. Egemen iktidarların kendini sürdürme aracı olarak komploculuğun tarihi oldukça eskidir. Örneğine Sümerlerden Roma'ya pek çok tarihsel dönemde rastlamak mümkündür. Kürt halkının komploculuğun mağduru olmasının da aynı ölçüde tarihsel bir arka planı vardır.

15 Şubat 1999'da Türkiye'ye getirilmemle sonuçlanan uluslararası komployu, egemen iktidarların komplocu geleneğinin en önemli olaylarından biri olarak görüyorum. 9 Ekim 1998 tarihinde Suriye'den çıkıp Atina'ya ayak basmamla başlayan Avrupa serüvenim, Rusya ve İtalya ile devam etmiş ve ardından tekrar Rusya ve Yunanistan'a dönmek zorunda kalmam ve Kenya'ya kaçırılmam ile son aşamasına gelmiştir. Dört kıtayı kapsayan uluslararası güçler koalisyonunun içinde olduğu bu olaylar dizisine komplo dememin nedeni, politik oyunlar ve ekonomik çıkarlar yanında içinde bolca ihanet, zor ve aldatmayla örülü bir süreç olmasından dolayıdır.

Aradan 11 yıl geçmesine karşın, bu uluslararası komplonun güncelliğini halen de yitirmediğini düşünüyorum. Şahsımda Kürt halkına karşı gerçekleşen bu siyasi komplonun neden ve sonuçlarının anlaşılması, günümüz siyasetinin de anlaşılmasına katkı sunacaktır.



Hiç şüphesiz bu siyasi komplonun temel yürütücü gücü olan ABD'nin esas hedefi, beni Ortadoğu'dan tasfiye etmekti. ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi’yle amaçladığı milliyetçilikleri ve ulus-devletçikleri ortaya çıkarıp çatıştırarak yüz yıl daha Ortadoğu’da egemen olmaydı. Böylesi bir projede özgürlük hareketlerine yer olmadığı gayet açıktır. Bu nedenle ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi, benim komployla Türkiye’ye teslim edilmemle yakından ilgilidir. Nitekim 2003 yılından itibaren başlayan süreç, beni doğrulamaktadır. Ortadoğu halklarını uluslararası egemen güçler ile yerel gerici güçler arasında bir tercihe mecbur bırakan dengeye karşın, halkların demokratik birliğini savunan üçüncü ve gerçek alternatifi temsil ediyor oluşumuz, ideolojik ve siyasal hedef haline gelmemize yol açmıştır.

Uluslararası komplonun bu temel amacının yanında hedeflediği iki amaç daha vardı. Birincisi, benim bu süreç içinde imha olmam ya da teslim edildiğimde alacağım tutumla bir Türk-Kürt savaşının çıkartılmasıydı. Aslında bugünkü Iraklaşma önce Türkiye’de planlanmıştı. Böylece Türkiye’yi ekonomik, siyasi, her açıdan zayıf düşürerek tamamen kendilerine bağlamayı hedeflemişlerdi. Benim buradaki sorumlu tutumum ve beklemedikleri bir tezle ortaya çıkmam nedeniyle bu amaçları boşa çıkmış, Türkiye’nin Iraklaşması önlenmiştir. Bütün gücümle bunu önlemeye çalıştım. Bunu inanarak, gönüllü bir şekilde, halkların yararına olduğu için yaptım. Çünkü bizim duruşumuz bağımsız ve özgürlükçüdür. Zaten bu nedenle gözden çıkarıldık.

Benim ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin yirmi yıllık savunma anlayışımız, Kürt ve Türk halkı ve bütün Ortadoğu halklarının kardeşliği ve demokratik birliğini sağlamaktır. Kendi özgücümüze, öz irademize dayanıyoruz. Bunu her koşulda ve şartta korumaya büyük özen gösterdik. Bu nedenle 93 yılından itibaren geliştirdiğimiz Kürt sorununda demokratik ve barışçıl çözüm yaklaşımımızı uluslararası komplonun tüm yakıcılığına rağmen daha da yükseltmemiz hem çizgimizden kaynaklı hem de uluslararası komploya bir yanıt olması amacıyladır. Eğer bu komplo sonuçlarına tam olarak ulaşamamışsa, bunda bizim barış ve demokratik çözüm stratejimizin büyük bir payı vardır.

Uluslararası komplonun ekonomik arka planını ikinci bir boyut olarak dile getirmek istiyorum. İlk günden itibaren, bu ekonomik ilişki ağının aydınlatılması kapsamında Mavi Akım Projesine dikkat çekmiştim. Bilindiği gibi Mavi Akım Projesi, Rusya gazının Karadeniz altından Türkiye'ye getirilmesini amaçlayan büyük bir projedir. Geçen hafta içinde Türk basınında çıkan bir haber avukatlarım tarafından bana aktarıldı. Dönemin bir Türk bürokratı, 12 Kasım 1998 tarihinde Rusya'dan çıkarılmamdan sonra, Türk hükümetinden gelen bir talimatla daha önce, dezavantajlı olduğu için askıya alınan bu projenin hayata geçirilmeye başlandığını itiraf ediyordu. Ve projenin kaderinin bu süreçte değiştiğini ifade ediyordu. Aynı kapsamda, İtalya'dan çıkarılmamdan sonra bu projeye İtalyan Eni şirketinin de dahil edilmesi bu bürokratın ifadeleri arasında yer almaktadır.

Sadece bu örnek bile benim şahsımda Kürt halkının trajedisi üzerinden nasıl bir ekonomik döngünün sürdüğünü ortaya koymaktadır. Elbette bu kirli ilişkiler, şu ana kadar ortaya çıkanlardan daha derindir.

Demokrasi ve insan hakları kavramını her fırsatta temsil ettiğini söyleyen Avrupa devletlerinin, komplo sürecinde bana tamamen kapılarını kapatması, Kürt sorunun çözümü konusunda rolünü oynamaması aksine ABD ve NATO'nun iradesine boyun eğerek, komplonun mekanı olarak talihsiz ve dramatik bir rol oynaması, Avrupa sisteminin gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koymaktadır.

Yunan hükümetinin rolü ise, bu kapsam içinde daha özeldir. Bazı dostların çağrısıyla Yunanistan'a geldiğimde bana gerek kendi iç hukuklarını gerekse uluslararası hukuku uygulamadan beni Kenya'ya kaçırmaları, en kirli rolün bu ülkeye verildiğini ortaya koyuyordu. Komplo kavramının içerdiği yalan, ihanet ve ikiyüzlülük en çok bu zeminde kendini göstermiştir.

İtalya'da açısından şunu söylemek isterim ki, diğer ülkelere nispeten daha olumlu bir tavır sergilemesine karşın, orada da bir abluka altında tutulduğumu ve kaçırtılmam için her yolun denendiğini ifade etmek isterim. Kanaatimce İtalyan Hükümetini de aşan bir Gladio birimi Roma sürecimde belirleyici rol almıştır. Bu anlamda İtalya Hükümeti, kendine güvensizdi ve belirleyici olma güçleri de yoktu. Yine de Yunan hükümetinin aksine, oraya gelişimden sonra ki süreci, tamamen hukuk sürecine çekmeleri ve o kapsamda yaklaşmaları olumlu olarak belirtilebilinir.

Komplonun yıldönümünde bir kez daha, onun panzehiri olan barış ve demokratik çözüm konusunda elimizden gelen her şeyi yapacağımızı ifade etmek istiyorum. Ayrıca Türkiye'nin geçmişte olduğu gibi, şu anda da barışçıl çabalarımıza yanıt vermemesi, tasfiye merkezli bir strateji izlemesi, uluslararası komplonun amaçlarına ulaşma konusundaki gayretlerinin devamı olarak ta okunabilir. Bu nedenle barış ve demokrasi stratejisi sadece Kürtler açısından değil Ortadoğu halkları açısından da önemli bir emsal olmaktadır.

Komplocular, ulusal ve uluslararası gerici güçler dün olduğu gibi bugün de işbaşında. Buna karşı demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürüten güçler de, Kürt halkı da kendi mücadelesinde kararlı ve inançlı olarak yoluna devam edecektir. Komplonun çapı ve derinliği, kapitalizmin 'küresel taaruzuna' karşı, halkların ve ezilenlerin de 'küresel demokrasi' anlayışını güçlendirecek bir tutumun sahibi olmalarının ne kadar önemli olduğunu ortaya koyduğunu ve bu gerçeğin bugün için de geçerli olduğunu ifade etmek isterim.''

*Bu yazı “il manifesto” gazetesinin 13 Şubat 2010 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Gazetenin onayını alarak ANF'de yayınlıyoruz.

ANF NEWS AGENCY

NOT: HABERİ KOPYALAMAK VEYA YENİDEN YAYINLAMAK YASAKTIR


© 2010 Ajansa Nûçeyan a Firatê