Temmuz 29, 2010  

Hizbullah sığınağında 18 gün

EVİN HEBUN-ANF
Özel / 08:46 / 20 Şubat 2010

AMED - Hizullah tarafından pilot bölge olarak seçilen merkezlerden biri olan Silvan’da 1991 ile 1997 yılları arasında 850 faili meçhul cinayet işlendi. Kaçırılan onlarca kişiden ise bir daha haber alınamadı. Hizbi Kontralar tarafında 1993’yılının 15 Ağustosu’nda Silvan İlçe merkezinden beyaz renkli Toros bir araba ile kaçırılan, 18 gün bir sığınakta tutulan, 37 yaşındaki Fikri Özdemir, hayatta olmasını 'mucize' olarak tanımlıyor.

1991 yılında askere gitmeden önce Hizbullahçılara, “Biz kafir değiliz, dedelerimiz, babalarımız bu yolda gitmiş, bizde bu yolda gideceğiz. Siz Hizbullahçıların yolu Allah yolu değildir. Sizin yolunuz Şeytani yoldur. Herkes biliyor ki siz devlet tarafından kullanıyorsunuz. Sizler kontrasınız” diyen Fikri Özdemir, askerden geldikten sonra bu söylediklerinden dolayı ilçe merkezinden kaçırılıp, 18 gün bir sığınakta sorgulandı.

Sorgulandığı günlerde dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'in Hizbullahın konumlandığı bölgeye geldiğini anlatan Özdemir, burada yaptığı konuşmada "Sizlerin sayesinde biz PKK’yi bitireceğiz. Siz bize yardımcı oldunuz" dediğini aktardı.

Özdemir, kaçırıldıktan sonra 18 gün boyunca sığınakta yaşadıklarını ANF'ye anlattı.

* 1991-1997 yılları arasında Silvan İlçe merkezi ve bağlı köylerde 850'in üzerinde faili-meçhul cinayet işlendi. Siz bu örgütün en önemli işkence merkezlerinden biri olarak bilinen, eğitim kampının ve ziyaret diye adlandırılan mezarların bulunduğu Silvan'daki Susa (Yol aç) köyünde 18 gün tutuklu kaldınız. Oradan kurtulan az sayıdaki kişilerden birisiniz. Nasıl kaçırıldınız?

- Ben ve bir tanıdığım askerden geldikten sonra İlçe merkezinden Karabehülbey caddesinden geçtik, iş arıyorduk. O dönemde kriz olduğu için inşaat işi durgundu. Bizlerde inşaatlarda çalışarak geçimimizi sağlıyorduk. Karabehlülbey camisi önünde üç kişi bize ters, ters bakıyorduk. Bizde dikkate almadık, yolumuza devam ettik. Biri caddenin öbür tarafında kaldı, diğer iki kişi yanımıza geldi. Kollarını koluma vurarak 'kimliğinizi çıkarın' dedi. Bende 'kimliğim yanımda değil' dedim. Bize polis olduklarını söylediler. Bende 'ben seni tanıyorum polis değilsin' dedim. Biraz tartıştık. İsimlerini bilmiyordum ama sima olarak tanıyordum onları. Askerden yeni geldiğimi kimliğimin üzerimde olmadığını söyledim. Benim yandaki caminin avlusuna gitmemi istedi. Ben 'yok' deyince, silah çıkardılar. Tabancayı çıkardıktan sonra her biri ayrı, ayrı koluma girerek, beni caminin avlusuna götürdüler. Her ikisinin de gömleği pantolonun üzerine bırakılmıştı.

Beni cami avlusunda beklettiler. Dört kişi daha geldi. Caminin arakasındaki mezarlığa beni götürdüler. Bunların Hizbullah örgütü mensupları olduğunu anladım. Mezarlıktan da Kontraların baskısından kaçan bir alenin evine beni götürdüler. Kontralar bu ev de kalıyorlardı. Beni burada yarım saat beklettiler. Buradan tekrar kimlik istediler. Bende, ben askerden geleli iki hafta olmuş, nüfus cüzdanım yanımda değil, ama askeri kimliğim yanımda dedim.

Bana “Senin adın bizim listede var. Seni liderimizin yanına götüreceğiz. Bakacağız, bir hafta bizim yanımızda kalacaksın” dediler. Bende, 'Niye yanınızda bir hafta kalacağım. Ben Silvan’da büyüdüm. Hiç bir şeyim yok" dedim. Bana “ senin çoktandır ismin bizde, biz senin peşindeyiz” dediler.

Yarım saat sonra ellerimi bantla bağladılar, daha sonrada gözlerimi bağladılar. Gözlerimiz üzerine pamuk bıraktılar, siyah bandı üzerine çektiler, güneş gözlüğü taktılar. “Bir yere kadar gideceğiz “ dediler. "Ben gelmiyorum, beni öldürüyorsanız burada öldürün" dedim. Beni beyaz bir torosa atılar. Bu arabayı daha önce Silvan da görüyordum. Beni arabaya atılar. Yaz mevsimi olduğu için çok terliyordum. Terlediğimden dolayı sol gözümdeki bant tutmamıştı. Sol gözüm ile dışarıyı görüyordum. Şoför ile bir kişi öne geçtiler. Diğer iki kişide sağıma ve soluma geçtiler.

Beni Silvan’ın 10 Kilometre çıkışına götürdüler. Ben sol gözümle nereye götürdüklerini görüyordum. Dara Hızhangiyı mevkine götürdüler. İki kişi "bunu öldürelim", diğerleri de "onu köye götürelim" dediler. Beni geri getirdiler. Sürekli beni silahla öldürmekle tehdit ettiler, Yol boyunca. Biz köye geldik. On dakika arabada beklettiler. Bir evden kalabalık bir grup çıktı. Sol gözümle olup biteni görüyordum. İçerden çıkanları gördüm. İçerden çıkanlar buralı değildi. Yaşları 35- 40 civarı arasında idi. Araba ile beni götürenler Silvanlı idi. Beni araba ile o gün götürenler bugün Silvan’da değiller. Hepsini tanıyorum, isimlerini bilmiyorum.

*18 gün boyunca nasıl bir yerde tutuldunuz?

- Bana 'burası neresi?' diye sordular. Bende 'burası Susa köyü' dedim. Ben Susa deyince Tabancanın kabzası ile yüzümün sol tarafına, çene hizasını vurdular. Ağzım kan içinde kaldı. Bana “ sen mıtriksin”(Gayri Müslüm) dediler. Ben, 'teyzem gilin evi de bu köydedir' dedim. Bana 'hala buradalar mı?' diye sordular. Bende 'onlardan birinin evi burada' dedim. Beni sığınaka götürdüler. Ben burası Susa köyü deyince gözlerimi egal ile bağladılar.

Bana “Ölüm emrin gelene kadar burada kalacaksın” dediler. Bir döşek uzunluğunda, genişliğinde ve bir buçuk metre yüksekliğinde yer altındaki bir sığınaka bıraktılar. Ağzını da beton bir kapak ile kapattılar. Sığınak ın üzeri ağaçlar ile kaplıydı, aralarında hiç boşluk yoktu. Üzerinde naylon vardı, naylonun üzeri ise toprak ile örtülü idi.

Beni böyle bir yere atılar. Gözlerim ve ellerim bağlı idi. Gelen seslerden başkalarının da olduğunu anlıyordum. Dışarıdan İnsanların, hayvanlarının ve oyun oynayan çocukların sesi geliyordu. İmam ezan okuduğu zaman ses geliyordu. Geceleyin Ezanın sesi daha yüksek geliyordu, bunla gece mi, gündüz mü olduğunu anlıyorduk. Geceleyin ezanın sesi daha fazla yankı yapıyordu. 4-5 günüm geçti. Günlük bir insan dili kadar bir parça ekmek veriyorlardı. Suyu bol veriyorlardı.

7-8 gün sonra yanımda biri daha olduğunu anlıyordum. Ellerimiz ve gözlerimiz bağlı idi. Ayaklarımız bağlı değildi. Fraklı hücrelerdeydik. Bir bana su verirken, kapak tamam kapanmamıştı. Başka bir daha vardı. Onun yüzünü gördüm. Zayıf birisi idi, sakalı vardı. Bu kişi sürekli onlar ile Türkçe konuşuyordu. Su falan istediğinde hep Türkçe konuşuyordu. Ben defalarca buna seslendim. Oda benim gibi elleri ve gözleri bağlı idi. Bununla türkçe konuşuyordum. Bir türlü sorularıma cevap vermiyordu. Kimsin, nerelisin, niye seni buraya getirdiler? Diye soruyordum .Sürekli “Abi kurban olurum sus” diyordu. Başkada bir şey demiyordu. Hücreler vardı. Ben yalnızca bu kişiyi gördüm.

* Sorguda neler sordular?

- İlk üç günden sonra büyük tuvalete çıkmıyorduk. Yemek yemediğimiz için sadece idar vardı. Bunu da kaldığımız yerde bu ihtiyacımızı gideriyordu. Bir hafta sonra beni sığınaktan çıkardılar. Beni bir eve götürdüler. Beni bir ahıra götürdüler. Bu ahırın içinden beni yukarı çektiler. Biri elimi hava kaldırdı, diğer birisi ellerimden çekti, başka birde ayaklarımdan beni havaya kaldırdı. Beni ahırdan eve çıkardılar. Dört taraftan bana sorular geliyordu. Gelen seslerden kalabalık bir grup olduğunu anlıyordum. Bana birilerini sordular. Evet tanıyorum dedim. Ben Zınzını (Üçbasamaklar) köyündenim. Bu söylediğiniz kişilerde bizim köyde kalan kişiler. Bana “Biliyor musun suçun nedir senin” diye sordular. Bende söyleyin suçum neyse bende öğreneyim, yapmışsam, yapmışım diyeceğim dedim. Bana sordukları kişiler bir kısmı onlara sempati duyanlar, Bir kısmı da onlara sempati duymayan yurtsever köylülerimdi. Yatsı Ezanından sonra geç götürdüler, sabah ezanına kadar sorgu sürdü.

Ellerim bağlı değil, gözlerim kapalıydı. En sonunda bana suçun “ Sen bize karşı toplumun içinde terbiyesizlik yapmışsın, Bizleri eleştirmişsin” dediler. Bunlar “biz Allahın yolundayız, Gerillar allah yolunda değil“ diyorlardı. Bende, Biz kafir değiliz, Dedelerimiz, babalarımız bu yolda gitmiş, bizde bu yolda gideceğiz. Siz Hizbullahçıların yolu Allah yolu değildir” demiştim. Sizin yolunuz Şeytani yoldur. Herkes biliyor ki siz devlet tarafından kullanılıyorsunuz. Sizler kontrasınız.” Kahvehanelerde bunlara tartışmıştım. Bu konuşmaları da askere gitmeden önce yapmıştım.

Bana “üç güne kadar senin sonunu getireceğiz” dediler. Bende “Bu güne kadar yüzlerce kahraman öldürüldü. Benim kanım onların kinden kırmızı değildir, Beni öldürecekseniz alçakça öldürmeyin, beni Silvan’da veya ailemin oturduğu yerde öldürün kü, öldüğü mu bilsinler” dedim.

* O dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’in Yol aç Köyüne geldiğini ve orda bulunanlara bir konuşma yaptığını ve sizinde bunu sığınaktan duyduğunuz söylediniz. Sezgin konuşmasında ne dedi?

- İkinci gün İçişleri Bakanı İsmet Sezgin köye geldi. Helikoptere sesi geldi. Asker mi ne bilmiyoruz. Çünkü helikopter bir tek devletin elinde vardı. Daha sonra İsmet Sezgin konuştu. Hoparlör ile konuştuğu için Sığnakın içine kadar sesi geliyordu. Köye yakın bir yerdi. Sezgin “Biz, sizlerin sayeniz de ayakta durmuşuz, 90- 93 yılları arsında sizlerin sayesinde biz ayaktayız. Bir saate yakın konuştu. "Sizlerin sayesinde biz PKK’yi bitireceğiz. Siz bize yardımcı oldunuz. Sizin gibi köyler" dedi. Saydığı yerler arasında Çınar, Karacadağ, Batman’ın köyleri ve Silvan’daki Susa köyün vardı.

* Nasıl serbest bırakıldınız?

- Ben çıktıktan üç gün sonra, İsmet Sezgin’in köye geldiğini öğrendim. 18 gün sonunda beni serbest bıraktılar. Beni Silvan- Diyarbakır Yolunun 12’nci kilometresinde bulunan Kurtı (Yolarası) Köyün bir kilometre ilerisinde bulanan bir yerde bıraktılar. Gundı Zorı diyorlar. Beni orada arabadan atılar. Ellerim ve gözlerim bağlıydı. Beni attıktan sonra araba uzaklaştıktan sonra, gözlerimi açtım. Güneşe bakmaya başladım, bana sanki dolunaymış gibi geldi. Gözlerimi bir süre açıp kapatarak, ortama alışmaya çalıştım. Daha sonra gözlerim aydınlığa alıştıktan sonra gündüz olduğunu anladım.

Perişan bir haldeydim. Malazorı denilen köye yakın bir yerdeydim. Buranın neresi olduğunu bilmiyordum. Ben kendimi Sason’da zannediyordum. Kuzeye bakıyorum dağlar var, ben dağları görüyorum. Dünya bana ters geliyordu. Genç bir kadın vardı, Burasının neresi olduğunu sordum. Bana “Burası Mala Zorı” köyü dedi. Nereye bağlı dedim. Bana Silvan’a bağlı olduğunu söyledi. Ben burası hangi köy yakın? diye sordum Kurtı (Yolarası) bir kilometre ilerde dedi. Artık nerede olduğumu biliyordum. Çeşmenin yerini sordum. Bana Çeşmeyi gösterdi. Oradaki Köylüler durumumu anladılar. Ben perişan ve bitkin bir haldeydim. Bana, Sen Sığınaktakilerden mi , yoksa Dışarıdakilerden(Gerillalar) misim ? diye sordular. Bende Sığınaktakilerdenim dedim. Benden önce daha önce birkaç Bismillide orda bırakılmıştı. Yaşlı bir kadın beni annemin adını sordu. Ben annemin ismini söyleyince beni tanıdı. Ben yaşlı teyzeden bir sigara istedim. “Sen günlerdir bir şey yememişsin, Sigara dokunur“ dedi. Bana ekmek getirdiler. Ekmeği yiyemedim. Bir kaç ev vardı orda, erkekler hiç dışarı çıkmadı. Benin bilincim hala yerinde değildi. Silvan istikametinde gelip Diyarbakır’a giden araçları durduruyorum, farkında olmadan. yönleri bile çıkaramıyordum. İki çoban ordaydı, onlara Silvan’ın hangi yönde olduğunu sordum. Bana dönerek “ sen kör müsün, kendinde değimlisin, Silvan’a gitmek istiyorsan, Yolun bu tarafına geçmelisin” dediler.

Ben bir minibüsle Silvan’a geldikten sonra İsmet Sezgin’in helikopterle Silvan’daki Askeri alaya geldiğini ve oradan da Helikopterle Susa (Yol aç) Köyüne helikopterle geldiğini öğrendim. İçişleri Bakanı İsmet Sezgin Köye geldiğinde bende Susa köyü’nde sığınakta Hizbi Kontralara yaptığı konuşmayı duydum. 1993’ün 15 veya 16 Ağustosu’nda Hizbi kontralar beni kaçırdı. 18 gün ellerinde kaldım.

* Siz ve aileniz ne gibi sıkıntılar yaşadınız?

- Psikolojim bozuldu. Ağabeyim ben bırakıldıktan sonra Mersin’e gitmemi istedi .Ben ölürsem de kapımın önünde ölmek isterim. Anne ve babam perişan olmuşlardı. Her gün insanlar sokak ortasında infaz ediliyordu. Kurtulacağıma dair hiçbir umutları kalmamış. Babam ve kardeşlerim Karakola gitmişler. Benim askerden yeni geldiğimi söylemişler. Babamın Türkçesi fazla iyi olmadığı için yanında bir eniştemi götürmüş. Karakol’da, Oğlun Hizbullahçılarla mı, yoksa PKK’lilerle mi geziyordu? diye sormuşlar. Babamda “ Oğlumun dükkanı vardı, Top atıktan sonra askere gitmiş” demiş.

* Serbest bırakıldıktan sonra karakolda yaşadıklarınız anlatır mısınız?

- Ben bırakıldıktan üç gün sonra karakolun beni sorduğunu söylediler. Ben de karakola gittim. Babamla birlikte karakola gittik. Babam “Oğlum geldi” dedi. Bana 'sen nerdeydin' diye sordu karakoldaki polis. Ben 'Susa köyündeydim' dedim. 'Sen bilmiyor musun' diye sordum. Ben ve ifadeleri tutan polis birbirimize bağırdık. Polis bana “Sen niye Susa köyü diyorsun, Sen Hizbullahçılar diyorsun, niye beni PKK kaçırdı demiyorsun" Ben hata dedim ki 'Hizbullahçılar beni kaçırdı. Falan yerdeler gel seni götüreyim' dedim. Polis bana dönerek “Sen alkol mu almışsın” dedi. Bende 'ben alkol falan almamışım gel seni oraya götüreyim' dedim. Bana ile de 'beni PKK kaçırdı diyeceksin' diye dayattı. Ben de 'gel eğer PKK ise Susa köyündeler' dedim. Başka bir Polis geldi. “Ne oluyor” dedi. Diğer poliste “Beni Hizbullahçılar kaçırdı, Susa Köyüne götürdüler” diyor. Kapı içindeki polis, “ifadesini al ...tir olup gitsin” dedi. Ben 'PKK insanları kaçırıp bu hale sokmaz, aylarca aç ve susuz bırakmaz' dedim. Bundan sonra babam ile birlikte çıktık. Hiçbir araştırma ve soruşturma yapılmadı. Ailem beni kaçıranları tehdit etiği için beni serbest bıraktılar. Kurtulmam bir mucizedir.

ANF NEWS AGENCY

NOT: HABERİ KOPYALAMAK VEYA YENİDEN YAYINLAMAK YASAKTIR


© 2010 Ajansa Nûçeyan a Firatê