QAMİŞLO - Suriye’de Kürt-Arap ilişkilerinin tarihinde ilk defa kanlı çatışmaların yaşandığı Qamişlo katliamının üzerinden 6 yıl geçti. Ancak Suriye devleti katliamda yer alan hiç kimseyi yargı önüne çıkarıp cezalandırmadı.
Derazor takımıyla Qamişlo takımı arasındaki futbol karşılaşmasında 12 Mart 2004 tarihinde patlak veren olaylar hızla büyüdü. Hiç beklenmedik bir şekilde Kürtlerin yaşadığı bütün alanlara yayılan olaylar kısa sürede Kürt ve Arap halkları arasında bir çatışmaya dönüştü.
PKK lideri Abdullah Öcalan, 1979 yılında Suriye’ye gittikten sonra, Kürt-Arap ilişkilerinde belli bir yumuşama dönemi yaşandı. Bundan sonraki süreçte Suriye, Kürt-Arap ilişkileri açısından, uzun süre ciddi çatışmalara sahne olmadı. Ancak 12 Mart 2004 tarihinde 29 Kürt, 4 Arap ve 19 güvenlik görevlisinin yaşamını yitirmesine neden olan Qamişlo olayları, bu ilişkilerde yeni bir döneme işaret etti.
Derazor takımıyla Qamişlo takımı arasındaki futbol karşılaşmasında 12 Mart günü patlak veren olaylar hızla büyüdü. Hiç beklenmedik bir şekilde Kürtlerin yaşadığı bütün alanlara yayılan olaylar kısa sürede Kürt ve Arap halkları arasında bir çatışmaya dönüştü.
Kürt-Arap ilişkilerinin bozulmasında kırılma noktasını ABD’nin Irak müdahalesi oluşturdu. Cizre eyaletinde yaşayan Arapların hemen hemen hepsinin Saddam taraftarı olduğuna dikkat çeken PYD üyesi Xebat Cizîri olayın bir provokasyon girişimi olduğunu belirtiyor.
Xebat Cizîri, “Irak savaşında Kürtlerin Saddam karşısında savaşmaları ve elde ettikleri kazanımlar, Suriye’de Arapları öfkelendirdi. Saddam rejiminin yıkılmasının ardından Araplar, Kürtlerin azınlıkta oldukları Haseke, Dere gibi yerlerde Kürtleri taciz etmeye başladılar. Qamişlo olayı bu öfkelerin bir sonucuydu” diyor
NEDEN CİZRE?
Irak savaşı sonrası tırmanan Kürt-Arap gerginliğinin Cizre eyaletinde odaklanması dikkat çekiciydi. 1970’li yıllarda uygulanan “Arap Kuşağı” projesiyle –çoğunluğu Cizre eyaletinden - 140 bin Kürt yerlerinden edilirken, Rakka ve Halep vilayetlerinden çöl Arapları, Kürtlerin boşaltılan köylerine yerleştirildi. Aşırı Arap milliyetçisi olan bu kesimlerin Saddam sempatizanı olduğu belirtiliyor.
Irak savaşında Kürtlerin Saddam karşısında savaşmaları ve savaş sonrası elde ettikleri kazanımlar bunları öfkelendirdi. Cizre eyaletinin jeopolitik önemine değinen Xebat Cizîri “Suriye’de bütün siyasal hareketler Cizre eyaletinde siyaset yaparlar. Çünkü Cizre siyasetin merkezidir. Bu yüzden de herkes oraya önem veriyor. Başka bir yer olsaydı belki bu kadar alevlenmezdi. Siyaseti tetikleyen yer Cizre’dir. Hem devlet hem de siyasal örgütler için bu geçerlidir” şeklinde konuştu.
YAŞASIN FELLUCE SLOGANLARI
Olayların görgü tanığı Şilan Şexmuz ise futbol karşılaşması öncesinde yaşananları “Olaydan bir gün önce Derzor takımı kalabalık bir kitle halinde Haseke’den geçti. ‘Yaşasın Saddam’, ‘Yaşasın Felluce’ diye sloganlar atarak Qamişlo’ya gittiler” sözleriyle anlatıyor.
12 Mart günü Kamışlo’da bulunan Xebat Cizîri ise “Derazor takımıyla birlikte otuz kişilik Baas parti üyesi de vardı. Onların kışkırtmasıyla taraftarlar ‘yaşasın Felluce’, ‘canımızla, kanımızla seninleyiz ey Saddam’ gibi sloganlar atarlarken, Kürtler ve Kürt önderleri hakkında küfre varan şeyler söylüyorlardı. Kürtler de buna cevap verince kavga başladı” diyor.
Stadyumda başlayan olaylar büyüyüp, sokaklara taşınca Qamişlo valisi olaylara müdahale etmek zorunda kaldı. Cizîri, valinin müdahalesinin olayları yatıştırmaktan ziyade daha da alevlendirdiğini belirtiyor.
Askerlerin açtığı ateş sonucu üç kişinin yaşamını yitirmesi bütün şehirlerdeki Kürtleri ayaklandırdı. Cenaze törenlerine askerler müdahale edince, olaylar denetimden çıktı.
Serhıldanlara dönüşen olaylarda Kürtlerin tutumunu Cizîri şöyle anlattı; “Qamişlo’da yaşanan olayları desteklemeleri için Halep eyaletine biz çağrı yaptık. Bu da olaydan üç gün sonraydı. Fakat Cizre eyaletinde yaşananlara ilişkin hiç kimse halka talimat vermedi. Hepsi halkın kendi iradesiyle geliştirdiği eylemlerdi” diyor.
ARAP AŞİRETLERİ SİLAHLANDIRILDI
Serhildanlar 13 Mart’ta Amude ve Haseke başta olmak üzere, Cizre eyaletine bağlı bütün alanlara yayıldı. PYD yetkililerinden Fuat Ömer halkın bu tutumunu şu sözlerle dile getirdi: “Qamişlo serhıldanı bir aşiret ayaklanması değildi. Qamişlo’da başlayan serhıldanın, Kürtlerin yaşadığı bütün alanlara yayılmasının nedeni, yaratılan ulusal bilinç ve birliktir. Bu Apocu siyasetin bir sonucudur. Apocu hareketin mücadele tarzı serhıldan tarzıdır. Belki sert ve aşırı radikal bir serhıldan tarzı değil, ama geçmişte yüz binlerce insanı toplayabilen ve siyasal bir iradeye kavuşturan bir tarzdı. 12 Mart’a yaşanan Kürtlerin inkarına karşı gelişen bir serhıldandı.”
Olaylar hızla büyüyüp Kürtlerin yaşadığı her yere taştı. 14 Mart’ta Kobani, 15 Mart’ta Efrin ve 16 Mart’ta Halep’te olaylar başladı. Olaylar eş zamanlı başkent Şam’a kadar taştı. Devlet yetkilileri ve güvenlik güçleri bir haftaya yakın bir süre, Kürtlerin çoğunlukta yaşadıkları bölgelerde, özellikle şehir merkezlerinden çekilmek zorunda kaldı.
Olayların bu kadar büyümesi karşısında paniğe kapılan devletin, Arap aşiretlerini silahlandırdığını belirten Şilan Şexmuz, “Haseke’de halk evlerine çekilince devletin silahlandırdığı Cehesuv ve Serebi aşiretleri, Kürtlerin dükkânlarını talan etmeye başladılar. ‘Kürtlerin malları bize helaldir’ diye bağırırken, evinden çıkmak isteyenlere de ateş ediyorlardı” diye konuştu.
Büyüyen olaylar karşısında yetersiz kalan devlet yetkilileri, Kürt örgütleri ve halkın temsilcileriyle görüşme talebinde bulundular. Devletin bu girişimini Fuat Ömer şöyle yorumluyor; “Suriye devleti Qamişlo’da Kürtlerin iradesini kırmak istedi, ama ortaya çıkan serhıldanlar bunu kırdı. Kürt halkı bu süreçten daha güçlü çıktı. Bu serhıldan, Suriye’de halklar arasında özgür bir ilişki olmadıkça, Suriye devletinin kendisini yeniden yapılandıramayacağı sonucunu da ortaya çıkardı.”
DEVLET KÜRT ÖRGÜTLERİYLE MASAYA OTURUYOR
Olaylar daha sürerken, halkı temsilen on bir Kürt partisinin temsilcilerinden bir heyet devlet yetkileriyle masaya oturdu. Bu görüşmelere PYD adına katılan Xebat Cizîri halkın taleplerini şöyle sıraladı; tutukluların bırakılması, olaylar esnasında meydana gelen maddi hasarların tazmini, devletin olaylarda tahrikçi rolünün kamuoyuna açıklanması, Kürt sorununun varlığının kabul edilmesi ve çözümüne yönelik tutumların geliştirilmesi.
Devlet yetkililerinin olayların bir an önce durdurulması talebine karşı toplantıya katılan diğer Kürt örgütlerinin tutumlarını Cizîri şöyle dile getiriyor; “Diğer Kürt örgütleri bizim taleplerimize destek vermediler. ‘Aman, olayları bir an önce durduralım’ kaygısına düştüler. Bu kaygı yüzünden hiçbir talepleri olmadı ve olayı bir futbol karşılaşmasında yaşanan sıradan bir durum olarak ele aldılar. Halkın bu yaklaşımına rağmen, Kürtlerin diğer siyasal örgütleri rejim ile uzlaşmaya girip taviz verdiler.”
Sonuçsuz kalan birinci tur görüşmelerinin ardından gelişen ikinci tur görüşmelere, Kürt partileri adına yalnız kendilerinin çağrıldığını belirten Cizîri, bu görüşmelere devlet adına Beşar Esad’ın kardeşi Mahir, istihbarat şefi Muhammed Mansur ve içişleri bakanının katıldığını hatırlattı. Bu görüşmelerde de aynı talepleri dile getirdiklerini söyleyen Cizîri, ‘bunları üzerimize farz etmeyin, kendimiz yapacağız’ sözü verildiğini kaydetti.
“SURİYE SÖZLERİNİ YERİNE GETİRMEDİ”
Görüşmelerin sürdüğü dönemde Cizîri dolaylı yollardan Abdulhalim Haddam ve Abdullah Ahmer gibi bazı yetkililerin “Alevilerin olayları kışkırttığı, Kürtler eliyle tüm farklılıkları bastırmak istediği” yönünde düşünce belirttiklerini söyledi. Ancak görüşmelerden sonra olaylar sakinleşti. Buna karşılıkta devlet tutukluların bir kısmını bıraktı ve Bışar Esad, Suriye içinden bazılarının Kürtleri tahrik ettiğini, bunun sonucunda Kürtlerin ayaklandıklarını medya organlarında dile getirdi.
Olayları takiben gelişen Newroz kutlamaları da kitlesel geçmesine rağmen, güvenlik güçleri kutlama alanlarına yaklaşmadılar. Suriye rejiminin 12 Mart olaylarından sonra ilk defa Kürt sorununu kabul ettiğini ama verdiği sözlerin hepsini yerine getirmediğini hatırlatan Cizîri devamla şöyle konuştu; “Kürtlerin Suriye’nin esas bir parçası olduğunu kabul ettiler ama bunun gereklerini pratikte yerine getirmediler. Vatandaş sayılmayanlara kimlik verilecekti, bunu da yapmadılar. Üstelik olaylarda tutuklanan 150 kişi hala serbest bırakılmadı.”
Fuat Ömer, milliyetçi-şoven kültürün yarattığı zihniyetin, Baas rejiminde değişimi engellediği görüşünde. 12 Mart olaylarında Kürtlerin bağımsız bir iradenin sahibi olduklarını gösterdiğini söyleyen PYD yetkilisi: “Suriye devletinin Kürtlere yönelik katliamcı yaklaşımları kırıldı. Bundan sonra böylesi bir katliama kolay kolay girişme cesaretinde bulunamaz. Suriye şimdi daha farklı bir siyaset yürütüyor. Orada da Kürt inkarı devam ediyor. Kürt sorununun çözümü ve Kürt halkının temel haklarının tanınmasıyla ancak Kürtler kontrol edilebilir. Ne Kürt örgütleri ne de dış güçler, bunun dışında bir yaklaşımla, Kürt halkı üzerinde hâkimiyet kuramazlar” diye konuştu.
ANF NEWS AGENCY
NOT: HABERİ KOPYALAMAK VEYA YENİDEN YAYINLAMAK YASAKTIR