Kirli bir Network: Gülen Cemaati - Cahit Mervan

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan ikinci kez Fethullah Gülen Örgütü’nün kirli ve organize işlerine ilişkin ellerinde belge olduğunu açıkladı. Karayılan ilk kez 2011 yılının Kasım ayının ilk haftasında ANF’ye verdiği özel bir demeçte ellerindeki belgelerden söz etmiş ve Türk medyasına şu çağrıda bulunmuştu:

’’Bizim yanımızda belgeler vardır. Türkiye’de kendine güvenen gazeteci varsa, kamuoyu önünde açıkça köşelerinde yazsın, “PKK’nin vereceği belgeleri harfiyen yayınlayacağız” desin, bunun sözünü versin ve yanımıza gelsin, biz bu belgeleri verelim. ’’

Karayılan’ın bu açıklamasından yaklaşık 6 ay sonra KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık da bir açıklama yaptı. Bayık, 4 Mayıs 2012’de ANF’ye yaptığı açıklamada şöyle diyordu:

“Gülen Cemaati’nin ayrı bir istihbarat örgütü var. Diğer alanlarda olduğu gibi istihbarat alanında da alternatif bir devlet gibi çalışmaktadır. Bunun belgeleri Kürt özgürlük hareketinin elindedir.”   

ORGANİZE İŞLER PEŞİNDE BİR NETWORK

Karayılan son kez ve net bir biçimde Fethullah Gülen Örgütü’ne ilişkin ellerinde belge olduğunu Qandil’de kendisiyle söyleşi yapan Milliyet gazetesinden Aslı Aydıntaşbaş’a açıkladı. Bu belgeleri yayımlamak için Taraf gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Ahmet Altan’ın ilk önce girişimde bulunduğunu ve daha sonra bu girişimden bilinmeyen bir nedenden dolayı vazgeçtiğini söyledi. Türk medyasından cevap çıkmayınca belgeleri Kürt medyası ile paylaştığını belirtti.

Gazeteci arkadaşımız Baki Gül ise, 29 Nisan’da ANF için yazdığı 'Fethullah Gülen belgeleri elimizde'  başlıklı haber-analizinde belgeleri Qandil’den aldığını açıkladı:

”KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Fethullah Gülen Cemaati ile ilgili belgeleri bize verdi. Gerilla alanlarında iken bu çok önemli ve tarihi belgeleri aldık.  MİT raporu ile ilgili bir durum değil bu. Boşuna sulandırmasınlar.’’

Altını çizerek belirtmekte yarar var ki Gül, haber-analizinde bu belgelerin içeriğine ilişkinde önemli ipuçları veriyor.

İlk önce Karayılan’ın 5 Kasım 2011’de, daha sonra Bayık’ın 4 Mayıs 2012’de, Karayılan’ın en son olarak 27 Nisan 2013’te konuya ilişkin yaptığı açıklamalar ve gazeteci arkadaşımız Baki Gül’ün yazısını bir bütünsellik içinde okuyan ve analiz edenler görecek ki, mesele ‘elimizde belge var’ ilanından çok daha başka bir anlam taşıyor.

Hiç şüphe yok ki, Karayılan KCK Yürütme Konseyi Başkanı olarak konuştuğu için kelimeleri özenle seçiyor.  Temsil ettiği hareketin büyüklüğü ve etkisi itibariyle Kürt ve Kürdistan sorununa karşı duyduğu sorumluk ve öncü rol gereği aslında açıklamalarıyla kamuoyuna ‘son kalan puzzla parçalarını alın ve resmi tamamlayın’ diyor.

Puzzla parçalarını birleştirdiğimiz zaman ortaya çıkan ana resim şudur: Hedefine ulaşmak için her yol ve yöntemi mübah sayan, yarattığı ‘olumlu’ ve ‘yumuşak’ algının aksine kirli ve karanlık işler çeviren bir ‘Network’ çıkıyor.  

GÜLEN ÖRGÜTÜ OPERASYONLA KARŞI KARŞIYA KALABİLİR

Gülen hareketi, daha doğrusu ‘Network’u bu topraklara barışın gelmesine ve Kürtlerin kollektif haklarının tanınmasına karşıdır. Kendi geleceği ve iktidarı açısından Kürtleri tehlikeli bulmakta ve bu ‘tehlikeyi’ bertaraf etmek için her yol ve yöntemi kendisine mubah saymaktadır.

Çözümün ilerlemesiyle birlikte Ferda Çetin’in Yeni Özgür Politika gazetesi için kaleme aldığı makalede altını çizdiği gibi ‘Şimdi eğer savaş yerine siyaset, silah yerine fikirler karşı karşıya gelecekse, yıllardır meydanı boş bulan Fethullah Gülen örgütünün alanı hiç tahmin edemeyecekleri kadar’ daralacaktır.

Temiz giyimli, üstü-başı düzgün, badem bıyıklı ve beyefendi görünümlü tiplerden oluşan bu Network’un en tehlikeli yanı ise kirli ve organize işlerini ustaca gizleme kabiliyetidir.

Karayılan son yaptığı açıklama ile bu perdeyi çekip almıştır. Bu örgütün kirli, karanlık ve organize işlerinin deşifre edilmesi artık kaçınılmazdır. Ve hatta müzakere sürecinin kazasız-belasız, sabotajsız ilerlemesi için zorunluluktur.

Bu örgütün geçmişte yaptığı kirli ve karanlık işler, kurduğu tuzaklar, yaptığı komplolar göz önüne alındığında, bu yol temizliğine şiddetle ihtiyaç vardır. Bu Network, süreci zorlamaya ve engel olmaya devam ederse bir operasyonla karşı karşıya kalacağı gözüküyor. Gelen haberler bu yönde. Çünkü süreç karşıtı olduğu için son şekliyle kullanım değeri kalmamıştır. Ya değişecek, karanlık işlerden vazgeçecek, günahlardan arınacak, kirden temizlenecek ve sonuç olarak herhangi bir cemaat gibi normal sınırlarına çekilecektir, ya da tasfiye olacaktır.

KÜRTLER BU NETWORK’U ÇOK İYİ TANIYOR

Kürtler Gülen Network’unu yakinen biliyorlar. Bu örgütün iflah olmaz Kürt ve Kürdistan düşmanı olduğunu, Kürdistan’da yer bulabilmek için nasıl gizli emeller peşinde olduğunu ve kirli işler çevirdiğini de biliyorlar.  Kaldı ki bu örgütün lideri Fethullah Gülen’in yaptığı soykırım çağrısını Kürtler unutmuş değil. Gülen aynen şöyle diyordu:

 ’’Allah'ım onların da altlarını üstlerine getir. Birliklerini boz. Evlerine ateş sal. Feryad-ı figan sal, köklerini kes kurut ve işlerini bitir.’’

Bu soykırım fetvası bir istisna değildi elbet. Gülen Network’unun ‘akîl adamları’, gazete ve televizyonları Türk ordusuna açıktan soykırım yapın diye çağrıda bulundular.  Erdoğan hükümetine ise, on binlerce insanın ölümüyle sonuçlanacak Sri Lanka modelini salık veriyorlardı. Dahası AKP hükümetiyle girdikleri ortaklığın bir sonucu olarak 10 bini aşkın Kürdün rehin alınmasıyla sonuçlanan siyasi soykırım operasyonlarının öncüsü ve organizatörleriydi. KCK-Ergenekon ilişkisi gibi yüz numara yalanlarını bu Network üretti.    

Sadece bu kadar değil. Türk ordusu Kazan Vadisinde uluslararası savaş hukukunu da hiçe sayarak gerillalara karşı kimyasal silah kullandığında, bu Network’un sözcüleri zevkten dört köşe oldular. Örneğin son günlerde daha açık bir şekilde barış ve çözüm sürecine karşı çıkan Zaman gazetesinin genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı, daha fazla toplu katliam yapılması için şöyle yazıyordu:

“Bu örgüt hakkında yapılacak hiçbir misilleme, ‘haksız’ sayılamaz.”

Dumanlı, ABD’nin Pennsylvania eyaletinde oturan Network şefinin soykırım fetvasıyla tam uyum içinde katliamları gerçekleştiren Türk ordusunu daha çok cesaretlendirmek için, ‘Dünya konjonktürünün de uygun olduğunu’ salık veriyordu.

Ancak hükümet, Oslo’da PKK ile masaya oturmuşken bu katliamları ve çılgınlığı gerçekleştirmek öyle kolay değildi. İlk önce Gülen Network’u Oslo görüşme ve müzakerelerini dinamitledi. Oslo görüşmelerini sızdırdı. Hem de bunu her zaman olduğu gibi çok kalleşçe yaptı. DİHA’nın şifreleri kırıldı ve bu ajansın sayfasına sanal bir saldırı yapılarak  “Görüşmelerin İçyüzü Erdoğan’ı Yakacak” başlıklı bir haber konuldu.

Tabi ki DİHA’nın bu komplodan haberi yoktu. Ajans çok geçmeden sayfasına yapılan sanal saldırıyı giderdi ve o sızıntı haberi kaldırdı. Ancak komplocular amaçlarına ulaştı. Oslo görüşmeleri, Karayılan’ın dediği gibi başka yerlerde yapılan görüşmelerden alınan ses kayıtları da monte edilerek dağıtıldı.   

Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP hükümetinin, daha önce 12 Eylül Cuntacılarıyla uzlaşarak devlet içinde yer edinen Gülen Network’u ile yaptığı ortaklığın ağır faturasını Kürtler ödedi. Ödüyor. Gülen cemaatinin önerdiği on binlerce insan ölmedi ama, on binlerce Kürt cezaevini boyladı. Kazan Vadisinde, Bitlis’in Şexçuman vadisinde onlarca gerilla kimyasal silahlarla katledildi. Kortekte ve Roboski’de sivil insanlar acımasızca yok edildi. Evlere ateş düştü.

KATLİAMLARDA BU EKİBİN PARMAK İZLERİ Mİ VAR?

Garip bir şekilde hükümetin dahi savunamadığı bu katliamları Gülen Cemaati’ne yakın yayın organları, gazete ve televizyonlar açıktan savundular. Zorlandıkları yerde ise yalan ve iftira ile, kara propaganda ile işi kotarmaya çalıştılar.  

Hatta Roboski katliamı ile birlikte MİT içinde alan kapmak için kirli ve bir o kadar da adi bir propagandaya giriştiler. Bir taraftan Türk uçaklarının gerçekleştirdiği katliamı PKK’nin üstüne yıkmaya, diğer taraftan Roboski katliamını Tayyip Erdoğan ile hesaplaşmak için fırsata çevirmeye çalıştılar.

İş o kadar zıvanadan çıktı ki, Türk başbakanı Erdoğan şimdi Taraf gazetesinde başköşeye oturan ve yeminli Kürt düşmanı ekibin önde gelenlerinden olan Mehmet Baransu’ya ‘böcek’ diyecek ve fırçalayacaktı. Baransu ise, Gülen Network’undan aldığı güç ve destek sayesinde altta kalmayacak ve  ‘Sayın Başbakan iki cambaz bir ipte oynamaz, hatırlatayım size. Öyle böcek diyerek olayı sulandırmayın. Gerçeği siz de benim gibi biliyorsunuz’ diyerek cevap verecekti.  

Gülencilerin Roboski katliamına ilişkin ortaya attıkları yüz yılın yalanı, kuşkuların bu ekip üzerinde yoğunlaşmasına neden oldu. ‘Katliamın arkasında bu Network mu var?’ sorusu hep soruldu. Karayılan, bu katliamdan yaklaşık iki ay önce Gülen örgütünün karanlık işlerine dikkat çekmiş ve ellerinde belge olduğunu açıklamıştı. Bu nedenle Roboski katliamının izleri Gülen örgütüne ve onun himayesinde bulunduğu ABD’ye kadar uzanıyordu.

Paris katliamında da bu ekip canhıraş bir çaba içine girdi. Katliamı açıktan savundu. Üstlendi. Örneğin Gülen Network’unun desteği ve himayesinde çıktığı söylenen Bugün gazetesinin yazarı, katıksız Kürt düşmanı ve eski savcı Gültekin Avcı ‘Türk gladyosu vursa ne fark eder?’ başlıklı yazısında,  Paris katliamını açıktan savundu. Adi ve bir o kadar da seviyesizce Paris’te şehit düşen Kürdistanlı kadınlara dil uzatarak, bu kalleşçe ve hunharca infazı Türk Gladyosu adına resmen üstlendi.  

Bu nedenle Karayılan ‘Gülen Cemaati’nin belgeleri elimizde’ derken, Oslo belgelerinin sızdırılmasında, Roboski ve Paris katliamında aynı adresleri işaret eden açıklamalarda bulundu.  

Yani Karayılan şunu diyor: “2011 yılının sonunda elde ettiğimiz belgelere göre daha önce başlatılan Oslo sürecinin kesintiye uğramasında, KCK operasyonlarında, Roboski katliamıyla tümden mesafenin açılmasında, Kürt-Türk ilişkilerinin Paris cinayetiyle geri dönülmez bir mecraya sokulmak istenmesinde bu ekibin parmak izleri var. Veya başka bir değişle Kürt tarafındaki egemen kuşku budur.”

Gülen Network’u Kürt kanı üzerinden AKP ile pazarlık yaptı, ortak iş tuttu. Bu ortaklıkta zaman zaman krizler yaşandı. Şimdi ise İmralı süreciyle birlikte ortaklık tehlikeye girmiş gözüküyor. Çözüm geliştikçe bu örgütün barış ve Kürt düşmanı yüzü daha çok açığa çıkacak. 

Herkes, başta da ‘bu harekette bir keramet vardır’ diye ona destek veren liberaller, demokratlar, kimi Kürtler gerçekler ortaya çıktığında parmaklarını ısıracaklar. Bu Network’a ilişkin belgeler açıklandığı zaman ‘ha de canım sende, bu kadarda olmaz’ diyecekler.

ERDOĞAN SABOTAJCI OLARAK KİMİ İŞARET ETTİ?

Öte yandan İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ve Türk devlet heyeti arasında görüşme ve müzakere olduğu açıklandıktan sonra Fethullah Gülen Örgütü’nün kamuoyu önünde alacağı tutum merak ediliyordu.

Tutum aldılar. Yerlerini bir anlamda seçtiler. Kanlı bıçaklı oldukları Ergenekoncularla aynı safta durdular. Şimdiki pozisyonları bu.

Barış ve çözüm karşıtlığında Gülen Network’u MHP, CHP, İP ve Ergenekonculardan daha sinsi ve kirli bir oyun içinde. Çünkü Gülen hareketi Kemalist Cumhuriyetin tasfiyesiyle elde ettikleri imtiyazları çözümle birlikte kaybetmenin telaşı ve korkusu içindeler. Kendilerini yeni devletin sahipleri gördükleri için, her türlü komplo ve kanlı saldırı yapmaları ihtimal dahilindedir.

Türk başbakanı Tayyip Erdoğan, sanki bu ihtimali görmüş durumda. Bu nedenle partisinin en son grup toplantısında isim vermeden Gülencilerin olası provokasyonlarına da dikkat çekti. CHP, MHP, İP gibi statükocu ve faşist güçlerin süreç karşısındaki tutumunu sert bir dille eleştiren Erdoğan,  sanki Gülen Örgütünü işaret edercesine ‘son derece temkinliyiz, tedbirliyiz. Sabotajlara karşı teyakkuz halindeyiz’ demesi oldukça dikkat çekiciydi. 

Çünkü eski ortağını en iyi o tanıyor. O biliyor. Orta yerde duran soru şudur: ‘Öküz öldü ortaklık bitti mi?’ İşte ondan tam emin değiliz. Ancak öküzün öldürücü darbe aldığı kesin. O zaman çıkarları için her yolu mubah sayan ve dahası bunun için dünyayı ateşe vermekten çekinmeyecek bu Network’a dikkat!